Melez Kampı Rpg


Percy Jackson & Olimposlular En İyi RPG Forum Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Yönetim

H
elena

Claire Masen

Nathaniel Larter

Fedoroa Fontana

Kulübe Puanları

Zeus Kulübesi

- 000 -

Poseidon Kulübesi
- 000 -

Hades Kulübesi
- 000 -

Afrodit Kulübesi
- 000 -

Apollon Kulübesi
- 000 -

Ares Kulübesi
- 000 -

Artemis Kulübesi
- 000 -

Athena Kulübesi
- 000 -

Demeter Kulübesi
- 000 -

Dionysos Kulübesi
- 000 -

Hephaistos Kulübesi
- 000 -

Hermes Kulübesi
- 000 -

Yarışmalar

Araba Yarışı

- kazanan melezler -

Bayrak Kapmaca
- kazanan kulübeler -


Temizlik Denetlemesi
- kazanan kulübe -


Başarılar

Dönemin En İyi Görevi
- isim -

En İyi Kahramanlar
- isim -
- isim -
- isim -

Boncuk Sıralaması
- birinci melez -
- ikinci melez -
- üçüncü melez -



Paylaş | 
 

 Hanna Olivia Marin(2)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Olivia Hastings
Ares Çocuğu
Ares Çocuğu
avatar

Rp Yaşı : 16

MesajKonu: Hanna Olivia Marin(2)   Ptsi Haz. 06, 2011 8:17 pm

~ ~

Her zaman ki gibi odamda,yatağımın üstünde mitoloji kitaplarımdan birini okuyordum. Mitoloji kitaplarını hep çok sevmişimdir. Annem, elimde ne zaman bir mitoloji kitabı görse yakardı. Babam ise sanki sıkıntıya girmiş gibi ellerini birleştirir ve düşünmeye başlardı.

Yavaşça yataktan doğruldum. Çıplak ayaklarımla, pembe halımın ne kadar yumuşak olduğunu hissettim. Ayağa kalktım, beyaz perdeli pencereme doğru yaklaştım. Güneş yavaş, yavaş batmaya başlıyordu. Benim yaşımdaki bir grup genç, sahilden yeni ayrılıyordu. Evimiz sahilin hemen kenarındaydı. Denizi oldum olası hep sevmişimdir zaten. Şuan denize girmek için neler vermezdim. Deniz git o zaman diyorsunuzdur kesin. Ama şuan bu imkânsız… Ceza aldım. Daha doğrusu benim şirin annem bana ceza verdi. Nedeni de ne biliyor musunuz? Geçen gece davete gitmedim diye. Bütün arkadaşlarının kızları oradaymış. Ne kadar umurumdaydı!

Penceremi yavaşça araladım. Pencereden esen rüzgâr açık kahverengi saçlarımın buklelerini hareket ettirdi. Denizin tuzlu, güzel kokusunu içime çektim. Gözlerim denize yaklaştığım zaman mavi olurdu, hayalimde o mavi gözlerimi canlandırıyordum ki kapının açılmasıyla irkildim.

Gelen kişinin siyah saçları beyazlamaya başlamıştı. Ela gözleri masumca bakıyordu. Üstünde beyaz kibar bir bluz ve altında ise siyah kumaş pantolon vardı. Bu biricik dadım Mary’di. Beni zaten tek düşünen hep Mary olurdu. Koşarak sarıldım ona, sonra geri çekilerek yüzüne baktım. Huysuzdu, bunu anlamıştım. Ama sormayacaktım, çünkü yakında kokusu çıkar diye düşündüm.

Ailem son derece zengindi. Annem bu şehrin moda ikonlarından biri… Babam ise ünlü bir iş adamı… Annem ve babam işlerinden biraz zaman bırakıp benimle asla ilgilenmezlerdi. Bana anne ve babalık yapan dadımdı. Bazen hiç aile sevgisi almadığımı düşünüyorum.

İç çekip yatağıma oturdum. Parmaklarımla oynamaya başladım. Dadım Mary gelip yanıma oturdu. Güler yüzlü, her şeye pozitif bakan bir anne gibi saçlarımı okşamaya başladı.

‘‘Bir gün her şey istediğin gibi olacak kızım.’’ dedi bana, ellerimden birini tuttu ve sıktı. Bana umut vermek ister gibiydi. ‘‘Ama bu böyle olmaz, ben hayatımı istediğim gibi yaşayamıyorum. Ailem
durmadan derslerime odaklanmamı istiyor. Ünlü bir üniversiteye gitmeliymişim. Ama ben resim çizmek istiyorum, senaryolar yazmak istiyorum. Fakat annem ve
babam bana hep kızıyor.’’ dedim. Gözlerim dolmuştu. Ne kadar inatçı biri olsam da duygusaldım işte…

Dadım bana aniden sarıldı. Şok olmuştum, böyle bir hareket beklemiyordum. Tamam, dadım hep sarılırdı bana ama bu sefer sarılışı daha farklıydı. Geri çekildim ve eliyle gözyaşlarını sildiğini gördüm. ‘‘Neden ağlıyorsunuz?’’ dedim, sesim çok zayıf ve güçsüz çıkmıştı. Pantolonunun üzerinde birleştirdiği ellerini tuttum ve sıktım. Onun bana yaptığı gibi, güven ve güç vermeye çalıştım.

‘‘Sevgili kızım, sen artık koskoca genç bir kız oldun. Ve bende artık yaşlandım. Küçüklüğünden beri, daha ilk doğduğun günden beri hep yanımdaydın. Sana baktım, gerçek kızımmışsın gibi… Kendi kızlarımdan asla ayırt etmedim seni. Ama bizimde ayrılma zamanımız gelecek, anladın mı prensesim?’’. Neler diyordu böyle? Bağırmak istiyordum, ağlamak istiyordum hıçkırmak istiyordum. Ayağa kalktım ani bir hareketle, gözlerim koskocaman açılmıştı. Ağzımı açamıyordum, konuşamıyordum. Dilim tutulmuştu.

Kapı bu sefer sert açıldı. İçeri koyu kahverengi saçlı, siyah gözlü bir kadın geldi Mini siyah eteği ve üstüne giydiği siyah ceketi ile oldukça şıktı. İçinde ise beyaz parlak yuvarlak yaka bir bluz vardı. Annemdi bu.

Dadım hemen kalktı ve sessiz bir sesle ekledi.‘‘Efendim ben sizi yalnız bırakayım.’’ dedi fakat annem kolundan tuttu. ‘‘Hayır Mary, bu yalana hep birlikte başladık ve hep birlikte bitireceğiz.'' dedi.

Ne? Yalan mı? Kim yalan söylemiş? Ben asla yalancı bir insan olmamıştım! Bu seferde bana bahane ile bağırmak için yalancılık suçunu mu atacaklardı? Buna izin veremezdim. Artık sessiz kalamazdım. Dadım ilk önce işten ayrılacağını ve bir daha görüşmememiz gerektiğini söylüyor, sonrada annem gelip yalancılıktan bahsediyor.

‘‘Ben yalancı değilim!’’ dedim bağırarak. Annem ve dadım bana baktılar. Annem, dadımın kolunu bıraktı ve bana sakince yaklaştı. ‘‘Küçük hanım, sizin gibi asil bir bayana bağırmak yakışmıyor. Lütfen, ses tonunuzu ayarlayınız.’’ dedi. Yine sinirle konuşmaya başladım. ‘‘Sizden öğrendim sevgili anneciğim, eğer bana örnek bir anne olsaydınız emin olun sizin gibi olurdum. Ama sizden geçen huylarım bunlar, kusura bakmayın saygı değer hanımefendi!’’ diye sözümü bitirdim.

Aniden sol yanağımda şiddetli bir baskı hissettim. Yanağım yanıyordu. Acıyordu, berbat bir haldeydim. Daha sonradan fark ettim ki, o acı annemin tokatından geliyordu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Gözlerim doluyordu. Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan süzülüp parlak, kaygan zemine düşüyordu. Gözyaşlarım hızlanmıştı, hıçkırmaya başlamıştım. Daha sonra yanıma gelen ayak seslerini duydum. Kafamı kaldırdım dadımı gördüm. Annem ise ellerini göğüs hizasında birleştirmiş bana bakıyordu.

Dadım ayağa kalkmama yardım etti ve ayağa zar zor kalktım. Dadım saçlarımı okşamaya devam etti, daha sonrada anneme baktı. ‘‘Efendim, Bay Gorden’ın odasına birazdan geleceğiz.’’ dedi. Annem kafasını salladı ve hızlı adımlarla odadan çıktı.

‘‘Neler oluyor? Neden bana bir şey söylemiyorsunuz?’’ dedim acı bir sesle. Gülümsedi ama bu gülümseme acıyı belli ediyordu. Gözlerimin içine baktı ve eliyle yanağımı okşamaya başladı. ‘‘Sakin ol kızım. Öğreneceksin, fakat öğrendiğin anda duymamayı dileyeceksin.’’ dedi ve beni ayağa kaldırarak odadan çıkardı.


Babamın odasındaki koltuklardan birine oturdum. Anlaşılan annem konuşmamıza katılmayacaktı. Odada ben, babam ve dadım vardı. Babam bana gülümseyerek baktı. ‘‘Sevgili kızım, seni her zaman çok sevdim. Asla kötülüğünü istemedim. Hep başarılı bir öğrenci olmanı istedim. Şimdi konuşacağımız konu seni sarsabilir, hatta inanmak istemeyebilirsin. Fakat söyleyeceğim her şey gerçek… Belki benden, diğerlerinden nefret edeceksin, ama eminim ki buna zamanla alışacaksın. Benim güzel küçük kızım. Tek çocuğum, her şeyim… Beni affet lütfen’’ dedi ve koltuğuna oturdu.

‘‘Babacığım, saçmalama. Sen şu ailede dadımdan sonraki en yakınımsın. Sen beni üzecek şey yapmazsın. Tamam, zaman zaman üzülüyorum. Ama sen benim babamsın! Bende senin kızınım. Senin kanından, canından kızınım’’ dedim, çaresizce babamın gözlerine baktım.

Konuşan bu sefer dadımdı. ‘‘Hayatım babanın sana söylemek istediği şey-’’ dedi ama sözünü annem kesti. ‘‘Sen evlatlıksın, yani bizim kızımız değilsin. Ve geçen ay hamile olduğumu öğrendim. Babandan ve benden… Gerçek kızımız. Anlaşılacağı gibi üvey bir kardeşe sahipsin. İstersen dadınla gidebilirsin.’’dedi gülümseyerek.

Yine ağlamaya başlamıştım. Yine, yine ve yine! Babama baktım, anneme yani üvey anneme sinirle bakıyordu. Koşarak odadan çıktım. Arkamdan babamın bağırış çağırışlarını duyabiliyordum. Ama umurumda değildi. Odamdaki valizimi çıkardım ve için eşyalarımı attım. Makyaj çantamı koydum. Ve tabi ki mitoloji kitaplarımı… Mimarlık çizimlerimi de unutmadım. Arkamdan dadımın geldiğini hissettim. Çok kızmıştı. Daha sonra fark ettim ki, bana yardım ediyordu. Beni yanına mı alacaktı? Ama ben ona da kızgındım. Belki de hak vermeliydim. Ah, gerçek bilmiyorum. Kafam o kadar karışık ki!

Evden ayrılırken kimse peşimizde yoktu. Kendimi garip hissediyordum. Sanki bir şeyler beni izliyordu. Dadım beni otobüs termaline getirdi. New York’a gideceğimizi söyledi. Arabaya bindim ve uyuyakaldım.



Uyandığımda yanımda dadım vardı. Gülümsedi. ‘‘İyi uyumuşsundur umarım kızım’’ dedi. Bende karşılık verdim gülüşüne… ‘‘Hayatımda ilk defa bu kadar rahat uyudum, sen yanımda olduğun için’’ dedim ve uzun hüzünlü bir sohbete daldık.

Daha sonra bana bakarken yakaladım onu… ‘‘Dadıcığım, bir şey mi oldu?’’ dedim. Bana baktı ve konuşmaya başladı. ‘‘Baban konuşmasını bitirmemişti. Benim devam etmem gerek sanırım.’’ dedi. Düşündüm ve kafamı salladım. Devam etmesini bekledim. ‘'Gerçek baban New York’ta, ama bu yüzden gittiğimizi düşünme. Gitme nedenimiz başka… Fakat babanı da görmeni istiyordum. O bir mimardı. Ünlü bir mimar… Fakat annen gidince, sana tek başına bakamadı. Çünkü baban o zamanlar fakirdi, ünlü değildi. Baban, benim yakın bir arkadaşımdı. O yüzden onu zar zor ikna ettim. Oda her ne kadar istemese de kabul etti’’. Şok olmuştum yine. Ağzımdan kelimeler zor çıkıyordu. ‘‘Peki ya annem?’’ dedim. O sırada bir ses duyuldu. Bu şoförün sesiydi ‘‘Haydi, kızım New York’a geldik. Devamını babanın evinde anlatırım’’ dedi. Ve istemeyerekte olsa kabul ettim.



Ev oldukça güzeldi. Kapıyı çaldığımızda sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu bir adam açtı. Beni görünce sanki şok geçiriyormuş gibi oldu. ‘‘Sen, sen mi geldin? Nasıl, seni nasıl bıraktılar?’’ dedi, ne diyordu bu adam böyle ‘‘Sakin ol David! O değil, fakat bu kızın.’’

Adamın gözlerinin dolduğunu anlamıştım. Babamdı. İsmi de David’ti! Bana sımsıkı sarıldı. Babamın yanındaydım ve bana sarılıyordu. Şok olmuştum. Ağlamaya başlamıştık ikimizde… Sanırım bu huyumu babamdan almıştım.



‘‘Baba bana annemden bahseder misin?’’ dedim. Gözlerini yerden ayırdı ve bana baktı. Kendi kendine gülümsedi. ‘‘O harikaydı, ismini o koymuştu. Seni çok seviyordu ve sen… Sen annene o kadar çok benziyorsun ki… Onun kadar güzelsin. Ve kesin onun kadarda zekisindir!’’ dedi. Mutlu olmuştum. Fakat anneme kızdım. Beni nasıl bırakmıştı o zaman?

‘‘Senin annen aslında…’’ derken dadımın sözünü babam kesti. Kafasıyla hayır işareti yaptı. ‘‘David, öğrenmesi gerek. Kampa gitmeli…’’ dedi. Ne kampı? Hayır, yine mi? Ben böyle bir şey istemiyorum.

‘‘Baba, bak en son böyle bir şey yaşadım ve yüzüme tokat yedim. Neler oluyor anlatabilir misiniz?’’ dedim, artık kendimi kontrol ediyordum. ‘‘Sana tokat mı attılar, ah yüce tanrıça kızına ne yaptı bakar mısın?!’’ dedi sinirle… ‘‘Kızın mı? Bu ne demek oluyor baba?’’ dedim şaşkınlıkla… ‘‘Bebeğim Hann’m, senin annen bir tanrıça… Yunan mitolojisindeki bir tanrıça…’’

O sırada gözlerimin karardığını hissettim. Uyandığımda dadım ve babam her şeyi anlatmıştı. Ben yunan mitolojisinden olan bir Tanrıça’nın kızıydım. Babam ismini sır gibi saklıyordu. Bana benzeyen ve huyları da aynı olan bir bayandı. Şu an gitmem gereken yerin melez kampı olduğunu söyledi. Ben bunları günlüğüme yani sana yazarken onlar beni kampa 'sansür'ürmek için hazırlık yapıyor. İşte şimdi, gerçekten bir macera yaşıyorum. Hazır mıydım bilmiyorum ama şuan bunun olması gerekiyordu. Bekle melez kampı, ben geliyorum.
~ ~
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Claire Masen
Admin | Poseidon Çocuğu & Kulübe Lideri
Admin | Poseidon Çocuğu & Kulübe Lideri
avatar

Rp Yaşı : 17

MesajKonu: Geri: Hanna Olivia Marin(2)   Ptsi Haz. 06, 2011 9:32 pm

Yeni rp puanı; 80.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Hanna Olivia Marin(2)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Melez Kampı Rpg :: Forum :: Rp Puan Belirleme Sistemi-
Buraya geçin: