Melez Kampı Rpg


Percy Jackson & Olimposlular En İyi RPG Forum Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Yönetim

H
elena

Claire Masen

Nathaniel Larter

Fedoroa Fontana

Kulübe Puanları

Zeus Kulübesi

- 000 -

Poseidon Kulübesi
- 000 -

Hades Kulübesi
- 000 -

Afrodit Kulübesi
- 000 -

Apollon Kulübesi
- 000 -

Ares Kulübesi
- 000 -

Artemis Kulübesi
- 000 -

Athena Kulübesi
- 000 -

Demeter Kulübesi
- 000 -

Dionysos Kulübesi
- 000 -

Hephaistos Kulübesi
- 000 -

Hermes Kulübesi
- 000 -

Yarışmalar

Araba Yarışı

- kazanan melezler -

Bayrak Kapmaca
- kazanan kulübeler -


Temizlik Denetlemesi
- kazanan kulübe -


Başarılar

Dönemin En İyi Görevi
- isim -

En İyi Kahramanlar
- isim -
- isim -
- isim -

Boncuk Sıralaması
- birinci melez -
- ikinci melez -
- üçüncü melez -



Paylaş | 
 

 Veronica Kasandra Bates

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Veronica Kasandra Bates
Apollon Çocuğu
Apollon Çocuğu


Rp Yaşı : 14

MesajKonu: Veronica Kasandra Bates   Paz Haz. 19, 2011 6:49 am

"Nica,neden anlamıyorsun? Baban öldü!" diye bağırdı annesi. On dört yaşındaki kızın gözleri yaşlarla dolmuştu. Annesinin yüzüne vurduğu ağır sözlerin altındaki zihni artık bunları kaldıramıyor ve karşı çıkıyor, isyan ediyordu. Annesi ona yalan söylüyordu. Bunu biliyordu. Ama neden? Kendini bildi bileli içini kemiren tek soru babasına ne olduğuydu ama bu soru aynı zamanda annesinin yalan ve baştan savma cevap verdiği tek soruydu da. Neden yaşıtları gibi olamıyordu? Neden tek sorunu dersler olan ve arkadaşlarıyla kavga edip duran bir insan olamıyordu? Neden dışlanıyordu? Bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı: Annesi ona yalan söylüyordu. "Hayır, yanılıyorsun! Babam ölmedi! Biliyorum, bunu hissediyorum. Şunu bil ki onun başına ne geldiğini bulana kadar durmayacağım! Anladın mı?" diye haykırdı annesine ve cevap beklemeden odadan dışarı çıktı. Beyaz halı ve tablolarla kaplı koridorları koşarak geçerken göz pınarları artık göz yaşlarını tutamıyordu. Gözleri yanıyor, yanaklarından süzülen yaşları hissediyordu. Ağlıyordu. Kim olduğunu, hatta adını bile bilmediği babası için ağlıyordu. Kötü kaderi için ağlıyordu. Odasına girerken aklından geçen tek düşünceler bunlardı. Krem rengi kapıyı çarparak kapattı ve kilitledi. Hıçkırarak kendini mavi renkli geniş yatağına attı ve yüzünü yastığına gömdü. Buraya ait değildi. Burası onun dünyası değildi. Ve hiçbir zaman da öyle olmayacaktı. Burda kaldığı sürece dışlanacaktı. Buradan gitmeliydi. Ağlamanın verdiği yorgunluk ile uykuya dalarken zihninde bir soru yankılandı "Nereye? Nereye gideceksin?"

***


Veronica sıçrayarak uyandı. İlk başta mutfakta olduğuna emin olduğu annesinin yanına gidip "Günaydın" demek istedi. Ama dün olanları hatırlayınca vaz geçti. Yatağından yavaşça kalktı ve komodinin yanında büyük pencereyi aralayarak birkaç adım geri çekildi. İçeri dolan hafif rüzgâr kızı serinletti ve usulca, rahatlatmak istercesine kızın yanaklarını okşadı. Rüzgâr yanında taze yağmur kokusunu da getirdi. Gece yağmur yağmış olmalıydı. Veronica camı kapatarak arkasını döndü, kapının kilidini açarak dışarı çıktı ve banyoya gitti. Neyseki banyo mutfaktan uzaktı ve yüzünü rahatça yıkayabildi. Aynada kendini inceledi. Gri gözleri parlıyordu. Sarı, düz ve uzun saçları karmakarışık olmuştu. Yanakları pespembeydi ve yüzünde annesine duyduğu öfkenin derin izleri vardı. Yansımasını ilk gördüğünde "Bu ben miyim?" diye sormuştu kendine. İç çekerek duş almaya karar verdi. Sıcak su başından aşağıya dökülürken "İşte bu!" diye düşündü. "Sanki dünya ile bağlantımı koparmış gibiyim ve bu hissi çok seviyorum. Hiç kimsenin o anlamsız sözlerini kaldırmak zorunda değilim. Sorulara cevap vermek zorunda değilim. Sadece düşünmek en iyisi. Bazı şeylerin gizli kalması gerekir." Duş jelinin vanilya ve lavanta karışımı kokusunu içine çekti. İşte o zaman aklına geldi: Okula geç kalabilirdi. Hemen banyodan çıkıp ten rengi saç kurutma makinesini aldı ve odasına gitti. Karmakarışık saçlarını tarayarak kurutup dolabının başına geçti ve ne giyeceğine karar verdi. Beyaz bir kot pantolon, beyaz bir çift spor ayakkabı ve yine aynı renkte çok hoş beyaz kolsuz bir bluzu üzerine geçirdi. Veronica beyaz renge bayılırdı. Beyaz onun için insan ruhunun saflığının ve temizliğinin sembolüydü. Sanki beyaz onu amaçsızlık ve karanlık ile kirlenmiş ruhlardan uzak tutuyordu. Mevsim bahar olmasına rağmen hava bulutlu ve rüzgârlıydı ama Veronica yanına ceket ya da mont almadı. Odasından çıkarken annesinin mutfakta olmamasını diledi ve şans ilk kez yüzüne güldü. Hızlı davranması gerektiğini düşünerek süt ısıttı ve bir kase mısır gevreği ile birlikte yedi. Daha sonra kaseyi masada bırakarak ruhunu havalara uçuran rüzgârı tekrar hissetmek ve servisi beklemek için çantasını kaparak dışarıya çıktı. Evin kapısını kilitledikten sonra evlerinin önündeki bir banka oturarak derin ama tuhaf düşüncelere daldı. Öğretmenleri Bayan Snow tüm sınıfa Kral Priam'ın kızı Truva Prensesi Kasandra ile ilgili bir ödev hazırlamalarını söylemişti. Bunları söylerken akbaba burunlu öğretmen Veronica'ya bakmıştı ve bu da onu dehşete düşürmüştü. Çünkü onun ikinci adı da Kasandra'ydı ve Truvalı Güzel Prenses'in lenetini biliyordu ama asıl tuhaf olan şey öğretmenin bakışlarıydı. Sanki çok lezzetli bir çikolatalı pastaya bakar gibi bakmıştı ona. Veronica dalgın ve tutuk hareketlerle çantasının fermuarını açarak ödevini çıkarıp melodik ve yüksek sesle okumaya başladı. "Bazı söylentilere göre Kasandra Kral Priam ile Kraliçe Hecube'nin en güzel kızıydı. Apollon Tapınağı Rahibesi ünvanına sahip olan Hecube..." Ödevi böyle devam ediyordu işte. Antik Dünya'daki adaşının hikayesini ezbere bilen Veronica yine de okumaya devam etti. Eğer bir ses "Hey, küçük, geliyor musun?" demese servisin geldiğinin farkında bile olmayacaktı. Ödevini çantasına tıkarak hızla servise doğru koştu ve arabaya binip en arka koltuklardan birine oturarak dışarıdaki güneş ile birlikte uyanan şehri seyretmeye başladı. "İnsanlar amaçsızca yaşıyorlar ve bu insanlara ben de dahilim. Çok sıkıcı. Herkesin hayatta bir amacı olmalı." diye fısıldadı kendi kendine. Bir adam bir yere geç kalmış gibi koşuşturuyor, bir diğeri sabah koşusu yapıyordu. Genç kızın gözüne bir aile takıldı. Amaçsız olmayan tek insanlar onlardı. Çünkü anne ve baba ruhlarından bir parçayı yaşatmak için hayattaydılar. Anne küçük ağlayan bebeğini pusetle gezdiriyor, kocası ise küçük bebeği güldürecek şeyler yapıyordu. Servis birisini almak için durunca Veronica onları imrenerek izledi. Bebeğin yüzünde çok geçmeden güller açmaya başlamıştı. Veronica ne anne ne de babasının küçükken kendisiyle böyle ilgilenmediğine emindi. Servis tekrar hareketlendi. Bir süre sonra okula varmışlardı. Veronica servisten inerek Erguvan rengi büyük binaya doğru yürümeye başladı. Okulun demir parmaklıklı kapısından içeri girmeden önce birkaç öğrencinin kendilerini okula bırakan anne ve babalarıyla vedalaştıklarını gördü. Annelerinin öğütlerine gülüp geçiyor, babalarının söylediklerine aldırmıyorlardı. "Ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller" diye düşündü Veronica. İşte o zaman annesine söylediklerini kendi kendine tekrar etti "Ne olursa olsun, babamı bulana kadar durmayacağım." Daha sonraysa okulun kapısından içeri girdi.


***


"Çocuklar, ödevlerinizi masama bırakın. Setellite arkadaşına kalem batırmayı kes. Kevın çantanı toparlasana. Zaman kavramını filan mı yitirdin?" dedi Bayan Snow. Son dersteydiler ve Veronica ödevini masaya bırakmak için kalktığında Bayan Snow ona "Kasandra, sen burada kal. Bir şey konuşsak iyi olacak sanırım." dedi. Veronica tamam anlamında başını salladı ve Bayan Snow'un masasının yanındaki kahverengi deri sandalyeye oturarak beklemeye başladı. Tam Veronica "Bu kadın niye bana sürekli Kasandra diyor?Herkes bana Nica veya Veronica diye hitap eder." diye düşünürken bir erkek çocuğu öne atıldı "Bayan Snow Veronica'nın eve gitmesi gerek. Annesi okuldan çıkar çıkmaz eve gel demiş ona" dedi. Veronica " İyi de benim annem böyle bir şey demedi ki. O benimle ilgilenmez bile!" diyecek oldu, çünkü başkalarının kendi adına karar vermesinden nefret edecek kadar özgür bir ruhu vardı, ancak çocuğun buz gibi bakışlarını fark ederek "E-e-evet Ba-Bayan Snow. Eve gitmem gerek." diye cevap verdi. Bayan Snow "Tamam o zaman Kasandra. Ama yarın benim ofisime gel lütfen" dedi sinirli bir şekilde. Çocuk çantasını ve Veronica'nın çantasını aldıktan sonra sandalyeden kaldırıp sürükleyerek Veronica'yı sınıftan çıkardı. Kız babası hakkında verdiği sözleri kısa vadeli olsa da unutmuştu bile. Çocuk onu sınıftan çıkarıp okulun rengarenk çiçeklerle bezeli büyük ve ışık alan arka bahçesine sürüklerken itiraz etmedi. Ancak büyük ve yaşlı bir söğüt ağacının altına geldikleri zaman çantasını çocuğun elinden çekip alarak " Bu da ne demek oluyor?" diye sordu basit bir şekilde. Sesi sinirli, yüz ifadesi gergin ve alaycıydı. Çocuk "Ne yani, bilmiyor musun?" diye sordu. Şaşkındı ve meraklanmıştı. "Hayır,Bilmiyorum." dedi Veronica. "Az önce bir öğretmene yalan söylediğin dışında hiç birşey bilmiyorum. Ne senin kim olduğunu ne de neden böyle davrandığını!".Çocuk iç çekti ve "Ben de bir canavara karşı niye böyle davrandığını merak etmiştim. Demek annen sana anlatmadı. İki gündür seni izliyorum ve annen de bunun farkında ama sana hiçbirşey anlatmıyor. Hay Styks!" diye haykırdı. Ne yani? Annesi peşine onu izlemesi için bir çocuk mu takmıştı?. Veronica bir an duraksadıktan sonra "Ne?" diye fısıldadı. Ruhu öylesine yıkılmıştı ki canvar sözcüğünü duymamıştı bile. Yanaklarındaki ıslaklığı hissettiğinde çoktan yere çökmüştü. Bir hıçkırık boğazını düğümledi. Ama genç çocuk onun başını kaldırarak "Tahmin ettiğin gibi değil" dedi şefkatli bir sesle. "Adım Erik.Hadi şu banka otur ve sakinleşince bana haber ver. O zaman sana neler olduğunu anlatacağım. Şey, Bu arada sana söylemiştim ya az önce, iki gündür sizi izliyorum diye... Annenle aranızdaki tartışma için üzgünüm. Gerçekten böyle olsun istemezdim ama yapabileceğim bir şey de yoktu." Çocuk konuşmayı kesince Veronica burnunu çekerek banka oturdu ve "Önemli değil. Biz her zaman tartışırız zaten" dedi. Ama biliyordu ki önemliydi. Çok önemliydi. Erik adındaki çocuk başını tamam anlamında salladı. Veronica birkaç dakika boyunca derin derin nefesler alarak ve rahatlamaya çalışarak zaman geçirdi. En sonunda "Tamam. Şu anda gayet sakinim. Hadi bana burada neler döndüğünü anlat Erik." dedi.


***


"Yeter anne! Bunu neden bana daha önce anlatmadın bilmiyorum ama Erik beni bu lanet hayattan kurtardı! O yüzden sus ve gitmeme izin ver tamam mı?" dedi Veronica annesinin özürlerini susturmaya çalışarak. Evlerinin önünde elinde küçük bir valizle duruyordu. Erik on beş-yirmi metre ötede onu bekliyordu ve valizin içinde 'Melez Kampı' adlı yerde ihtiyaç duyabileceği her şey vardı genç kızın. Annesi iç çekip "Tamam Nica. Ama lütfen: oraya vardığınızda beni aramayı unutma tamam mı?" dedi. Veronica sinirli bir şekilde "Melezlerin cep telefonu veya herhangi bir elektronik alet kullanması tehlikeliymiş. Erik bana bunu da söyledi. Şimdi hoşçakal!" diye cevap verdi. Erik'in beklediği yere doğru döndü. Ama tam yürümeye başlayacakken aklına bir şey geldi ve hızla arkasına döndü. "Anne eğer beni merak edecek olursan..." dedi. Annesinin yüzü son ve küçük bir umut kırıntısı ile aydınlanmıştı. Ama kız cümlesini şöyle tamamladı "Canın Cehenneme!". Daha sonra ise arkasını dönüp yeni bir hayata doğru koşmaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Claire Masen
Admin | Poseidon Çocuğu & Kulübe Lideri
Admin | Poseidon Çocuğu & Kulübe Lideri
avatar

Rp Yaşı : 17

MesajKonu: Geri: Veronica Kasandra Bates   Salı Haz. 28, 2011 1:26 pm

Rp Puanı; 85.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Veronica Kasandra Bates
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Melez Kampı Rpg :: Forum :: Rp Puan Belirleme Sistemi-
Buraya geçin: